Kanserde tüm vücut hipertermi çalışmalar

Kanserde tüm vücut hipertermi çalışmaları

Tüm vücut hipertermi, eşit oranda vücut sıcaklığını artırmak için biyofizik yöntemi kullanılan bir tedavidir. Bu tedavide kanser hücrelerini öldürmek ve kanserin tekrarlamasını ve yayılmasını (metastaz) kısıtlamak ve engellemek için sıcaklık kullanılır. Günümüzde tüm vücudu ısıtma yöntemleri olarak ekstrakorporeal dolaşım ısıtma, mikrodalga ısıtma kabini, ısıtma için kızılötesi radyasyon kabini ve endojenik alan tüm vücut hipertermi sistemi kullanılmaktadır. Son yıllarda hayvanlarla yapılan oldukça fazla sayıda araştırma, insan vücudunun herhangi bir toksik ve yan etki göstermeden uzun süre (60–240 dakika) 41.8°C’de tüm vücut hipertermisine dayanabildiğini göstermiştir. Ayrıca yine günümüzde kemoradyoterapi ile birlikte uygulanan hiperterminin sinerjik etkisinin tedavide olumlu sonuçlar verdiği görülmüştür.

2008 yılında metastatik kolorektal kanserle ilgili yapılan araştırmada FOLFOX (2 haftada bir kez) ile birlikte kullanılan tüm vücut hipertermisinin (41.8°C) 44 vakada tedaviye olumlu yanıt verme oranının 20%’ye ulaştığı görülmüştür. Durumu stabil olan 23 hastanın sağkalım süresi ortalama 70 hafta olarak belirlenirken, hastalığın ilerleme süresi ortalama 21 hafta olarak gözlenmiştir. Bu sonuçlar hastaların kombine tedavilerden fayda sağlayabileceği teorisini desteklemektedir.

Epirubisin and interferon-α ile birlikte uygulanan tüm vücut hipertermisi (41.8°C–42.5°C) çocuklarda ileri evre renal kanser tedavisinde kullanılmıştır. Ortalama 22 aylık gözlem sonrası tedavi sonuçları tüm hastaların durumunun stabil kaldığını göstermiştir.

Almanya’da 2006 yılında kapsamlı hipertermi çalışması yapan ekip, yetişkinler için tedavi koşullarını belirlemiştir. Öncelikle tümör tedavisinde kemoterapi ile kombine hipertermi sonuçları değerlendirilmiştir.

Başka bir araştırmada doğru sıcaklıkla (41.5°C) hiperterminin kan akışını ve tümörde oksitleşmeyi artırdığı görülmüştür. Tümörün radyasyona karşı duyarlılığını geliştirmede radyoterapi ile kombine hipertermi uygulamasının tek başına kullanılan tedavilerden çok daha etkili olduğu gözlenmiştir.

Malign plevral (göğüs zarı) ve periton (karın zarı) efüzyonu (su toplaması), ileri evre malign tümörlerin tedavisinde oluşan ciddi komplikasyonlardır. Su-elektrolit dengesizliği, dolaşım ve solunum bozukluğuna bağlı yaşam kaybı ile sonuçlanabilir. Başka bir araştırmada malign plevral (göğüs zarı) ve periton (karın zarı) efüzyonu (su toplaması) olan 64 hasta iki gruba ayrılmış, bu hastaların 34’üne tek başına intrakaviter kemoterapi verilirken, 30 hastaya intrakaviter kemoterapi ile birlikte tüm vücut hipertermisi uygulanmıştır. Bu araştırma, malign intrakaviter efüzyonu olan hastalarda intrakaviter kemoterapi ile birlikte tüm vücut hipertermisine bağlı tedavi etkilerini, toksik ve yan etkileri gözlemlemek için yapılmıştır. Sonuçta yanlızca kemoterapi uygulanan hastalarda tedavi etkisindeki oran 61.76% olarak gözlenirken, kemoterapi ile birlikte hipertermi uygulanan hastalarda bu oran 86.67% olarak kaydedilmiştir. Bunun yanında, her iki grupta kemoterapi ilaçlarından kaynaklı toksik ve yan etkilerde fark görülmemiştir.

Bazı araştırmacılar hiperterminin HSP70 proteinini (ısı şok proteini: hücre döngüsünün düzenlenmesinde yer alırlar. HSP 70 ailesi açılmış proteinleri yakalayarak parçalanmaya hazır hale getirir, ATP’ye bağlanır ve güçlü ATPaz aktivitesi vardır.) uyarabileceğini, tümör hücrelerinin immunojenesitesini (bağışıklık sağlayıcılık) artırabileceğini ve bağışıklık sistemini uyarmaya başlayabileceğini dolayısıyla tümörün ölümüne neden olabileceğini düşünmektedir. Isınma tümör hücresindeki HSP70’in kısa sürede hızla artmasını sağlar. ‘’Moleküler şaperon’’ olan HSP vücudun tümör bağışıklık yanıtına katılmak, tümör antijenlerinin oluşumuna yardımcı olmak ve sonunda tümör bağışıklığını sağlamak için polipeptit ile birleşebilir.

Bazı araştırmacılar, hipertermi ile uyarılan tümör hücre ölümünün, G1 aşamasında hücrelerin azalmasıyla ilgili olduğunu göstermiştir. Bu da hiperterminin neden olduğu tümör ölümünün hücre döngüsünün G1 aşamasında ortaya çıktığını göstermektedir.

Günümüzde genetik tedavi ile hipertermi kombinasyonu üzerine yapılan ilk araştırmalardan belli bir başarı elde edilmiştir. Ancak uygulamanın temel oluşturması için daha fazla araştırma yapılması gereklidir. Bağışıklık ve genetik tedavi ile birlikte uygulanan tüm vücut hipertemisi geniş bir bakış açısı gerektirmektedir.